15 Şubat 2009 Pazar

PEYNİRLİ AY ÇÖREĞİ


Ayşe Selin'i uyutup ancak bilgisayarı açabiliyorum. Galiba uzunca bir süre cümlelerim hep bu şekilde başlayacak. Ayşe Selin uyudu... Ayşe Selin'i uyuttum... v.b. Bu blog işine bayağı hevesli başlamıştım ama maalesef elimde olmayan nedenlerle vakit ayıramıyorum. Bir ara fotoğraf makinam yoktu ve iş çok yoğundu, şimdi de zaman bulamıyorum tatlı şımarık bebeğim Ayşe Selin yüzünden. Ohhh! iyi ki olmuş! Bu çöreği ablamdan öğrendim, Selim buna bayılıyo! ilk defa yaptım, lezzetli de oldu paylaşmak istedim. İşte tarifi:
Malzemeler:
  • 150 gr yumuşak tereyağ
  • 1 su bardağı mısırözü yağı
  • 1 su bardağından biraz fazla yoğurt
  • 2 yumurta (bir yumurta üzeri için, diğeri hamura katılacak)
  • 1 paket instant maya
  • 1,5 tatlı kaşığı tuz
  • 1 yemek kaşığı mahlep
  • 1/2 su bardağı ılık su
  • 1,5 su bardağı tam buğday unu + 2 su bardağı un (tam buğday ununu ben ekledim isterseniz tamamını normal unla da yapabilirsiniz)

İç malzemesi için: 250 gr beyaz peynir + 1/2 demet maydanoz + üzeri için kullanacağınız 1yumurtanın akı (peynir miktarını ve çeşidini kendinize göre de ayarlayabilirsiniz, ben yarısını maydanozsuz kaşar peyniri ile yaptım, Selim'in isteği doğrultusunda:)

Yaıpılışı: Unları derin bir kabın içine boşaltıp mayayla karıştırın. Üzerine 1 yumurta ve yoğurduda ekleyip karıştırın. Sırasıyla tereyağı ve sıvı yağıda ekleyip hafifçe karıştırın. Sonra tuz ve mahlebide ekleyin, ardından ılık suyuda ilave edip yoğurmaya başlayın. Hafif ele yapışan ve yumuşak bir hamur elde edin gerekirse biraz daha un ilavesi yapılabilir. Hamuru iyice yoğurduktan sonra ılık bir ortamda 1/2 saat ya da 40 dk. mayalandırın. Mayalanan hamurunuzdan ceviz büyüklüğünde parçalar alıp tezgah üzerinde ya da uygun bir yerde elinizle 10cm veya 15 cm çapında açıp peynirli maydanoz karışımından bir miktar koyup rulo yapın. Sonra rulonuzu ay çöreği formuna sokun (resimde görüldüğü gibi:)) çöreklerinizi yağlı kağıt serdiğiniz tepsiye dizip yumurta sarısı sürün ve çörek otu veya susamla süsleyin. Tabi lezzetlenmişde olacaklar böylece:) Önceden ısıtılmış 200C fırında üzerleri kızarıncaya kadar pişirin.

Not: Bu ölçülerle 26 tane çöreğim olmuştu yani iki fırın tepsisi dolmuştu. Afiyet olsunnnnnn...






17 Ocak 2009 Cumartesi

TAVUKLU SEBZE ÇORBASI (Terbiyeli)

Ayşe Selin'i uyutup bilgisayarı açtım. Bu laptopa hiç alışamadım nedense kelimeleri eksik yazıyorum dönüp tekrar düzeltmek zorundayım. Resimde istediğim gibi değil. oofff! offf!

Ama bu çorba gerçekten güzel! Kendi tarifim, uzun zamandır yapıyorum ve yiyen herkes beğenir. Şimdi tarife geçelim. Ama Ayşe Selin uyandı ve ıhmm! ıhmm! ıhmm! diye aralıksız mızmızlanmakta.

Malzemeler:

  • 3-4 adet incik yada sarma
  • 1 orta boy havuç
  • 1 orta boy patates
  • 1 çay bardağı bezelye
  • 1/2 çay bardağı pirinç
  • bir tutam kereviz yaprağı
  • 3 diş sarımsak
  • 1 yemek kaşığı tereyağı
  • 5-6 su bardağı kaynamış su
  • tuz, nane, pulbiber

Terbiyesi için: 2,5-3 su bardağı yoğurt, 2 kaşığı dolusu un, 1 yumurta sarısı

Yapılışı: Tavukları ve bezelyeleri yıkayıp tencereye koyun, sıcak suyuda ilave edip kaynamaya bırakın. Havuç ve patateside küp küp doğrayıp tencereye ilave edin. Tavuklar iyice pişinceye kadar bezelye, havuç ve patateslerle birlikte kaynatın. Pişen tavukları tencereden çıkarıp kemik ve derisini alın, küçük parçalara böldükten sonra tekrar tencereye atın. 1/2 çay bardağı pirincide yıkayıp tencereye ilave edin. Bu arada 2 diş sarımsağıda tencerenin içine rendeleyip çorbanın tuzunu atın. Pirinçler ve diğer malzemelerinde piştiğinden emin olunca terbiyesini hazırlayın. Yoğurdu bir kaseye alıp un ve yumurta sarısı ile pürüzsüz oluncaya kadar karıştırın. Kalan 1 diş sarımsağı da yoğurtlu terbiyenin içine rendeleyin. Çünkü bu şekilde sarımsağın aroması daha iyi hissediliyor. Pişen çorbanın suyundan 1 yada 2 kepçe alıp yoğurtlu karışıma ilave edin ki yoğurtlu terbiye kesmesin. Çorbayı karıştırarak terbiyesini ilave edin bu sırada ince ince kıyılmış kereviz yapraklarını da çorbaya ilave edip karıştırarak 3-4 dk. kaynatın. -Çorbanın yoğunluğuna göre kaynamış su eklenebilir. - En son tereyağını eritin, nane ve pulbiberi ekleyip çorbanızın üzerine gezdirin.

Not 1: Bu çorba yapımı gerçekten kolay ama lezzetli ve sağlıklı bir çorba.

Not 2: İçindeki sebzeleri istediğiniz ölçülerde kullanabilirsiniz. Pirinç yerine şeriye de kullanılabilinir.

Not 3: Ve bu çorbamı içen herkes tarifini ister :):):)

Afiyet olsun.










6 Ocak 2009 Salı

YILBAŞI KURABİYELERİMİZ




Evet bunlarda bizim yılbaşı kurabiyelerimiz. Tarçınlı ve zencefilli. Salonda vazodaki çiçeklere astığım kurabiyelerin mis gibi kokusu hala kaybolmadı ben de yazmak istedim. Zaten görenler yılbaşı süsü sandılar yani maket olduğunu! Ama değil, onları ben yaptım ve eve neşe katsınlar diye çiçeklere iliştirdim. İşte tarifi:
  • 200 gr tereyağı

  • 1 yumurta sarısı

  • 1 su bardağı pudra şekeri
  • 2 yemek kaşığı bal
  • 1 çay kaşığı tarçın +zencefil+vanilya +kabartma tozu(hepsinden birer çay kaşığı)
  • aldığı kadar un( yani kurabiye hamuru kıvamına ulaşıncaya kadar ve ayrıca benim kullandığım unun yarısı tam buğday unuydu)

Yapılışı: Yağ ve şekeri krema kıvamına gelinceye kadar çırptım. Daha sonra önce yumurta sarısını ve ardından 2 yemek kaşığı balıda ekleyip çırptıktan sonra diğer malzemeleri de ekleyip iyice yoğurdum. Hamuru merdaneyle 1 cm kalınlığında açtıktan sonra kurabiye kalıplarıyla kesip, yağlı kağıt serilmiş fırın tepsilerine yerleştirdim. Asmak istediğim kurabiyelerin üst kısımlarına kürdanla delikler açtım. Kırmızı ve yeşil renkte kurdelelerle fiyonklar yaptım.

Lezzetli ve uzun süre dayanabilen bu kurabyeleri kış kurabiyesi olarak düşünüyorum. Çünkü baharatlı tadı gerçekten güzel.

Afiyetle...




























9 Aralık 2008 Salı

İYİ BAYRAMLAR...


Herkesin bayramını kutluyorum. Sağlık diliyorum hepimize.
Sevgili Tijen ve Ayşegül ilginize teşekkür ederim, size cevap yazamadığım için üzgünüm. Bir ara bloğu açamıyordum, sonrada başka türlü telaşlar yüzünden... İşte bebecik dünyaya geldi, 18 Eylül'de. Adı Ayşe Selin. Şimdi uyuyor minik:)
Hayat işte kimi doğuyor, kimi yaşlanıyor...
Babam sonunda kalp ameliyatı oldu, anjiyolar, stentler sonuç vermeyince. Değişik bir bayram bu bayram. Hem üzgün, hem sevinçli. Ameliyat iyi geçti diye seviniyorum ama babamın çok bitkin ve halsiz bu halini görünce de gözyaşlarımı tutamıyorum.

13 Ağustos 2008 Çarşamba

Kızımız: Ayşe Selin ya da Nazlı Selin !

Evet kızımız olacak, hep içten içe kızım olsun istemiştim. Ne güzel! Allah'da gönlüme göre verdi. Tabi öncelikle sağlıklı olmasını diliyoruz, inşaallah her şey yolunda gider.

Daha adının ne olacağına karar veremedik. Ben Ayşe Selin olsun istiyorum, babası Nazlı Selin diye seslenmeye başladı bile. Annem çocuğuna kendi adını vermenin iyi olmadığını söyledi, kafam karıştı. Neyse sağlıklı ve vaktinde dünyaya gelsin yeter.

Bebeğim için hazırlıklar yapıyorum, çok hoşuma gidiyor. Şimdiye kadar bebek mağazalarına bakmazdım, şimdi acaba nerede ne var, hangisi daha iyidir diye bayağı bi zaman harcıyorum. Odasına yatak ve şifonyer alıyoruz, zaten beyaz gardırobu vardı ona uygun birşeyler buldum. Çok sevimliler. Alışveriş yaparken kafam karışıyor, 0 yaş, 3 ay, 6 ay derken giysilerin ebatlarına karar veremiyorum. Çok küçük şeyler almamam konusunda uyardılar beni, ben de dikkate aldım. Alınan bütün giysilerini de beyaz sabunla yıkıyorum. Veee ayrıca bebeğime battaniye ördüm. Çok hoş oldu bence, kendi tasarımım:) Pembe, sarı, mavi ve beyaz kullandım, üstüne de küçük ponponlar ve çiçekler hazırlıyorum. Umarım herşey vaktinde hazır olur.

Bu haftadan sonra izin almayı düşünüyorum kendime ve bebeğimize daha çok vakit ayırabilicem. Sanırım. Çünkü evde yapılması gereken öyle çok şey var ki. Ayaklarım şu anda oldukça şiş, babetleri çıkarıp terlik giyiyorum, terlikler de sıkınca onlardan da kurtulmak istiyorum. Yani ayaklarımla başım dertte:( Ahh küçük kız, anneye neler yaptın böyle sen. Olsun, sakın şikayet ettiğimi düşünme. Doğduktan sonra güzel vakit geçirelim seninle. Şimdi beni duymuş gibi kıpırdıyosun:) küçük melek.

27 Mayıs 2008 Salı

Yeniden Merhaba! -uzun bir aradan sonra-

Çok zaman oldu yazmayalı özlemişim, ama yine de yazıp yazmamak konusunda epey düşündüm. Daha doğrusu daha sonra yazarım, evde yazarım, hafta sonu yazarım derken onbeş günü de öylece geçirmişim.

Bu kadar ara vermemin sebebine gelince: Anne oluyorum ve anne olmanın zorluğunu yaşayarak öğrendim. Hem mutluluk ve heyecan duydum, hem de hevesim kursağımda kaldı bir müddet. Uzun bir süre çalışamadım, mide bulantıları, halsizlikler, karaciğer enzimlerinin yükselmesi, kilo kaybı v.s. Neyseki şimdi iyiyim, Allaha sonsuz şükürler olsun.

Bir sürü karmaşa yaşadım, üzüldüm. Anneme ve babama çok minnet duyuyorum.-bazen de kızıyorum tabi!- Her zaman her konuda iyi niyetliliklerini gösteren, Allaha olan sonsuz inançlarının gereği davranan, gerçekten iyi kalpli insanlar onlar.

Bu üç paragraftan sonra yazıyı taslak olarak kaydedip 8 gün daha ara vermişim!!!

Bugün 04.Haziran, saat 15:20. Babam üniversite hastanesinde ve üç tane daralan damarına şu anda stent takılıyor. Dua ediyorum, inşallah herşey yolunda gider. Annem ve Birol eniştem yanında.

Güçlüdür benim babam, moralini bozmaz böyle ufak tefek şeyler için. Yeterki insanlar üzmesin onu, hastalıkmış, paraymış pulmuş takmaz yani. İnşallah 15 Haziran'da 70. yaşgününü kutluycaz. -Sevmez ya böyle şeyleri de ama pek ses çıkarmadı da hani!-

İyi haberler bekliyorum...

4 Şubat 2008 Pazartesi

Hemen Biten Hafta Sonları :(

Yine bir hafta sonu daha geride kaldı. Hiç bişey anlamadan geçti. Yoruldum mu, dinlendim mi farkında değilim. Geçen cumartesi akşamı Selim, ben ve tatlı kardeşim Elif'imle birlikte İzmit Musiki Derneğinin 60. yıl konserine gittik. Çok güzeldi. Eskiden TRT'de yayınlanan Türk Sanat Müziği konserlerini görünce biraz içim daralırdı ama konsere gitmek gerçekten zevkli. Selim bayılır, bizim için de keyifliydi doğrusu. Ünlü besteciler konuk olarak davet ediliyor, zaten koronun şefi Erdinç Çelikkol. Çok sevimli ve kibar biri. Hani şu: Gel gönlümü yerden yere vurma güzel ne olursun... şarkısının bestecisi. 60. yıl konserinin konukları besteci Sadun Aksüt, Mustafa Sağyaşar ve Mithat Özyılmazel'di. Canlı izlemek çok farklı, Tv'de rastlasak çabucak kanal değiştiririz -maalesef- ama konsere gelen gençleri görüncede mutlu oluyorum. 17-18 yaşlarında gençlere mutlaka rastlıyoruz. Mithat Özyılmazel'in şiir okuduğunu da bilmiyordum, okuduğu şiirler helede İlkan San'ın Tarancı'ya cevap olarak yazdığı şiiri çok güzel okudu. Hemen bir kaç dörtlük ekliyorum. Vazgeçtim şiirin tümünü ekliyorum.

Yaş 35 yolun yarısı değil
O senin zamanındaydı Tarancı
Yollarımızı, yaşlarımızı şaşırdık
Ne doğduğu belli güneşin, ne de batışı
Ar damarı çatladı, değişti kalp atışı
Yitirdik neyimiz varsa güzelden yana
Bozuk para gibi harcıyoruz birbirimizi
Doğru olanı terk ettik, yanlışa saptık
Kardeşkanına buladık elimizi
Kimse kurtaramaz Tarancı, kimse bizi
Zamansız yağıyor şakaklara kar
Mor halkalar koyu, çizgiler derin
İçimizde özlemi güzel günlerin
Sana dost olan aynalar bize yabancı
Genç ile ihtiyar farksız şimdi Tarancı
Gökyüzündeki renkler daha başkalaştı
Sular daha çabuk boğmakta insanları
Ateş daha da çok yakıyor benliğimizi
Dert üstüne dert, acı üstüne acı
Kıyamet kopacak, kopmalıdır da Tarancı
Mevsimler değişti bir bir
Ne kışın kış olduğu belli, ne yazın yaz
Cenazeler, tarumar olmuş bahçeler
O kadar çoğaldı ki Tarancı
Üzüntüler bir anlık gözyaşları yalancı
Senin dediğin taht misali o musalla taşına
Konmaya değmez oldu insanlar
İstemez bundan böyle bu toprak bizi
Elimiz harama, dilimiz yalana alıştı
İnsanlıktan ırak kıldık kendimizi
Kimse kurtaramaz Tarancı, kimse bizi

İLKAN SAN, ne güzel yazmış değil mi?